Kronik Hashimoto tiroiditi belirtileri, erken teşhisin önemi ve korunma yolları Prof. Dr. İbrahim Şahin’den bilgilerle.
Bağışıklık sisteminin tiroid bezine saldırmasıyla ortaya çıkan kronik Hashimoto tiroiditi, 30-50 yaş arası bireylerde daha sık görülüyor. Hastalık, uzun süre belirti vermeden ilerleyerek hipotiroidiye yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, hastalığın belirtileri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. İbrahim Şahin, halsizlik ve üşümenin Hashimoto tiroiditi belirtileri arasında yer aldığını belirtti. Tiroid bezinin bağışıklık sistemi tarafından yabancı olarak algılanıp hasara uğratılmasıyla gelişen hastalık, genellikle yavaş ilerliyor. İlk belirtiler hafif olabiliyor ve başka hastalıklarla karıştırılabiliyor. Halsizlik, yorgunluk, üşüme, kilo alma, kabızlık, saç dökülmesi, cilt kuruluğu, konsantrasyon güçlüğü ve motivasyon düşüklüğü sık görülen semptomlar arasında yer alıyor. İlerleyen dönemlerde ses kalınlaşması, yüzde şişlik, adet düzensizliği, nabızda yavaşlama, kaş dökülmesi, nedensiz kilo artışı ve depresif ruh hali gibi belirtiler de ortaya çıkabiliyor.
Erken teşhisin hastalığın yönetiminde kritik rol oynadığını vurgulayan Şahin, zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabileceğini söyledi. Erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilirken, metabolizma ve üreme sağlığı korunabiliyor. Özellikle gebelik planlayan veya gebe olan kadınlar için erken teşhis, anne ve bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor.
Hashimoto hastalığında tedavi, eksik tiroid hormonunun yerine konmasına dayanıyor. Tedavi kişiye özel olarak planlanıyor ve genellikle ömür boyu devam ediyor. Vitamin ve mineral takviyeleri ise eksiklik tespit edildiğinde doktor kontrolünde kullanılıyor. D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler bu kapsamda değerlendiriliyor. Genel olarak Hashimoto, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olarak tanımlanıyor.
Prof. Dr. İbrahim Şahin, yaşam tarzı değişikliklerinin hastalığın kontrol altına alınmasında etkili olabileceğini belirtti. Glutensiz diyetin her hastada gerekli olmayabileceğini, ancak çölyak veya gluten duyarlılığı varsa uygulanması gerektiğini ifade etti. Hastalıktan korunmak ve süreci yönetmek için sebze ağırlıklı beslenme, yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketimi, işlenmiş gıdalardan kaçınma, aşırı iyot tüketiminden uzak durma, şeker ve rafine karbonhidratları azaltma, tütün ürünleri kullanmama, stres yönetimi, düzenli uyku alışkanlığı ve gereksiz takviyelerden kaçınma gibi önerilerde bulundu.
Yorum Yap